İlk yazıyı bulmak bu kadar zor olabilir mi? 🙂

Okudum, okudum, okudum…

Ve beni heyecanlandıran, bende ilk olacak yazıyı buldum!

İlk yazımda kendimi, biz İK’cı denilen personel sorumlularını eleştireceğim. Neden birimimiz insanlara tepeden bakan, kompleksli, kendini beğenmiş bir birim gibi görünüyor? Buna neden izin veriyoruz? İnsanların doğum gününü de kutlayan biziz, işten çıkarma konuşmasını yapanda biziz. Birgün şirketimizde 3 kişilik İK olarak Depo’da çalışan bir personelimizin doğum gününü kutlamak için gidiyoruz. Yüksek topuklar, emin adımlar, jilet gibi prezentasyon… Dedik ki Burhan Bey nerde? Bu soruyu duyan herkes parmağı ile Burhan Bey’i işaret etti… Adamın hem işi ağır hemde alacaklı gibi gidince kıpkırmızı oldu. “Sakin ol yahuu, doğum gününü kutlamak için buradayız” desekte ilk izlenimiz tüm personeller için “korku” saçıyor desem, çokta yalan söylemiş olmam.

Sadece personellerde değil, adaylarda bizden korkuyor. Şahsen kendimi diğer birimler gibi korku saçmayan biri göstermek için, üzerime her zamanki klasik gülüşümü giyiyorum.

Bizimde performansını beğenmediğimiz kişilerle çıkış konuşması yaptığımız elbet oldu. Ancak onlarla hiç iletişimi koparmadan, bizim söylenenleri yapan bir birim olduğumuzu hissettirerek ilerledik. Her zaman onlar için en iyisini dileyerek yollarımızı ayırdık.

Adaylar açısından yapılan hatalara gelirsek, zannediyoruz ki “bizimle çalışmak için ölüp bitiyorlar, her zaman daha iyisi vardır.” Yok öyle bir şey. O senin bugün adayın ancak yarın çalışma arkadaşın veya müşterin olabilir. Referans olarak kötü izlenim bıraktığımız kaç kişi bizim markamızı kullanmayı bırakıyor, haberin var mı? Hiç unutmuyorum, üniversite 4. sınıftayım. Staj gibi bir jr. iş arıyorum. TR’nin önemli gıda sektöründen biri tarafından kabul edildim. Başlayacağım günü 2 hafta beklerken, pozisyon donduruldu denildi. Beni oyaladıkları için hala o markayı kullanmıyorum. Ürünün ne günahı var ancak içimden gelmiyor. Anneme de aldırmıyorum, eşimde almıyor. Yaklaşık bu eylemden 5 kişi etkilendi. O yüzden iş görüşmesi yaparken sorularımız çok önemli.

-Evli olduğunu görüyorum, çocuk planı ne zaman?

-Memleketin neresi?

gibi, ırk, din, dil gibi insanın elinde olmayan veya özel hayatı ile ilgili sorular sormaktan kaçınmayız.

Diyoruz ki, “arkadaşına sorsak seni nasıl anlatır?” Belki çok farklı iletişimleri var. Anne, arkadaş değil de, “Seni yöneticine seni sorsak nasıl anlatır?” gibi sorumuzu değiştirmemizde fayda var. Ben Y kuşağında bir bireyim. Ve özel hayatımdaki kişilerle ilgili bilgiler vermek istemiyorum. Bence herkes bunlardan rahatsız oluyor. Empati kurarak mülakat yapmalıyız.

İnsanları olumlu değerlendirmek zorunda değiliz. Ancak diğer adı “Mutluluk Departmanı” olan İK’nın, özellikle işe alım, eğitim departmanındaki çalışanların yüzünde hep bir gülümseme, pozitiflik olmalı. O insanlar demeli ki, “Olumsuz geçse bile çok güleryüzlü bir Hanımefendi-Beyfendi’idi. Onu ve bu markayı tanımak güzel! “